antik yunan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antik yunan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2018 Pazar

Yunan Mitolojisinde Tanrıça Athena Kimdir? | Eser İncelemesi




Zeus’un, Okeanos kızı Metis’le (akıl tanrıçası) birleşmesinden doğar. Ancak onu doğuran annesi değildir. Zeus, Athena’ya hamile olan Metis’i yutar ve zamanı geldiğinde kendi başından zırhı, miğferi ve kalkanıyla giyimli olarak doğurur.

Bilinen en yaygın hikayesi insanlığa zeytin ağacını hediye ettiği ve Poseidon’a karşı kazandığı yarışmadır.

- Daha net görebilmek için resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.



*Merry-Joseph Blondel, Athena ve Poseidon Arasındaki Yarış, 19. yüzyıl, tuval üzerine yağlıboya, Museé du Louvre, Paris.



22 Ocak 2018 Pazartesi

Botticelli'nin Venüs'ün Doğuşu | Eser İncelemesi



     Botticelli bu tabloda mitolojik bir konu işler. Hesiodos’un Theogonia adlı eserinde bahsettiği üzere, Uranos’un Kronos tarafından kesilen erkeklik organlarının denize düşmesi ile Venüs’ün doğduğunu ve Kıbrıs’tan karaya çıktığı rivayet edilir. Yani Botticelli’nin tasvirindeki gibi, dalgaların köpüğünden doğan Güzellik ve Aşk Tanrıçası Venüs;  doğurganlığı simgeleyen midye kabuğunun içinde, rüzgar tanrıları tarafından ayakta olarak kıyıya çıkmıştır. Kıyıda kendisini kırmızı bir örtüyle sarıp sarmalamayı bekleyen baharın tanrıçası Flora beklemektedir. Soldaki iki rüzgar tanrısının kuvvetiyle uçuşan saçlar, dalgalanan kumaşlar resme hareketli bir hava katar.

      Resmin yapıldığı dönemi incelersek eğer, alışılagelmiş motiflerin ve temaların dışına çıkılmadığı sadece Hıristiyanlıkla ilgili dinsel konular işlenen bir dönemden söz ediyoruz. Fakat Rönesans’ın doğuşuyla birlikte 15. yüzyılın ortalarından itibaren Antik Çağ’ın sahip olduğu hümanizm anlayışı benimsenmeye başlanmış ve o dönemin koşulları içinde Antik Çağ yeniden anlaşılmaya, üretilmeye çalışılmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında artık Hıristiyan konularının yanı sıra Yunan efsaneleri, tanrı-tanrıçaları ve kahramanları da sanata konu olmaya başladı. Botticelli’nin eserinde gerçek insan boyutunda, erotik ve zarif doğallık içindeki bu ilk anıtsal çıplak kadın, klasik dönem sonrası sanatına hakim olacaktır. Köpüklerin içinden çıkıp karaya vuran bu güzel kadın, aslında Rönesans’ın da en büyük hayalini simgelemektedir: ‘insan’ın, Antik Çağ’ın küllerinden yeniden doğuşu.  


      Bugün Floransa’da Uffizi Galeri’de bulunan bu eser, tuval üzerine yağlıboya tekniğinde olup, 172x278 cm boyutlarındadır. 

Sanatla,
Muhabbetle...

29 Ekim 2016 Cumartesi

Klasik Yunan Sanatı (İö ~500 - 320)

   Klasik Yunan Sanatı (İö ~500 - 320)

   Yunanlar dikkatlerini insana, akla ve doğaya çevirmişlerdi, bu ilgileri sanatlarında da açıkça görülmektedir. İnsana ve çevrelerindeki doğaya duydukları hayranlık dolu merak kendini gerçekliğin detaylı incelenmesinde göstermektedir. Öte yandan güzelliğe de tutkuyla bağlıydılar. Bu yüzden gördüklerini idealize ettiler. Klasik Yunan sanatını şekillendiren, doğalcılığın ve idealizmin bu karışımıdır.
 
   Mısırlıların aksine Yunan sanatçılar öbür dünya yerine yaşadıkları dünyaya odaklandılar. Zihinsel gelişime duyulan hayranlığın bedensel hünerlerdeki yansıması kendini ilk kez İö 776'da kayıtlara geçen olimpiyat oyunlarında gösterdi. Zihnin ve bedenin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi yaygın bir amaç haline geldi ve bu popüler arzuların bir karşılığı olarak sanatçılar kusursuz figürler ve çevre tasvirleri üstünde çalıştılar. Tanrıların, ideal insanları andıran varlıklarına duydukları inanç, güzelliğin ve kusursuzluğun yüceltilmesinin sebeplerinden biriydi.
   Dini ve kamusal yapıların süslenmesi için üretilen eserler sayesinde Atina'da yaratıcılıkta patlama yaşandı. Yapılar, mitolojik hikayeleri, kahramanları, tanrı ve tanrıçaları içeren kabartmalar, duvar resimleri ve olmazsa olmaz heykellerle kaplanıyordu. Figürler, gençlik ve enerji dolu, gövde orantılı ve düzgün, uzuvlar ince ve kaslıydı. Sanatsal fikirler çığır açıcıydı. Gerçekçi unsurlar ilk defa inceleniyor, sanatçılar hayatı gördükleri gibi tasvir edebilmek için ayrıntıları hassaslıkla işliyorlardı. Ne kadar zarar görmüş olurlarsa olsunlar, bu dönemin eserlerinde sanatçıların t teknik ustalıkları ve ayrıntılı gözlem yetenekleri hala görülebilmektedir.

  Mükemmel oranlar 
  Yunanlar tarafından isimlendirilen Altın Oran, dikdörtgenlerle ölçülen ve evrensel olarak göze hoş gelen orantıların dengesidir. İlk olarak eski Mısırlılar tarafından kullanılan Altın Oran yüzyıllar sonra Leonardo Da Vinci tarafından, dengeli orantıları bütün eserlerinde uygulayan Phidias'a atfen 'phi' olarak adlandırılmıştır.